29 Eylül 2007 Cumartesi

Antalya, Geriye Dönüp Bakış ve Yaşama Teşekkür

28 – 29 – 30 Nisan 2007

Sundance’te gömlek yakma merasimi :) sırasında, ateş yaktığımı düşünüp, merak eden birkaç yabancı genç geldi yanıma. Konuştuk biraz. Birisi bu yürüyüş yolunu ortaya çıkaran Kate Clow’un yeğeni çıkmasın mı? Üstelik Kate yeğenini Antalya’ya götürmek üzere bir sonraki gün Sundance’e geliyormuş. Ben de zaten Antalya’ya yüzümü dönmüştüm. Böylece herhalde kozmik bir düzenleme ile Kate’le tanışmış oldum, beni de minibüsle Antalya’ya bıraktılar. Kısa karşılaşmamızda, ona hayallerini takip ettiği için teşekkür etme fırsatı buldum.

Kate’in önerisi ile Antalya’da Kaleiçi’nde Sabah Pansiyon’da (0242 247 53 45 - http://www.sabahpansiyon.8m.com/ ) kaldım. Rahattı. Açık büfe kahvaltısı da epey zengindi. Hatta çok şanslıydım, sahibinin hazırladığı kırmızı biberli değişik bir humusu yemek de kısmet oldu, çok lezzetliydi. Pansiyonun yakınında birkaç internet cafe var. Civarda en azından 3 hamam var. Bu yolculuğun tozunu ancak hamam paklar diye düşündüm ama yine de İstanbul’a bıraktım hamamda terleme işini…

Antalya’yı tanımıyormuşum, hep başka yerlere gitmek için, gelmiş, hemen gitmişim. Gezdim biraz. Kaleiçi’nde çok güzel eski evler var, çoğu restore edilmiş. Kaleiçi’nin hemen altı da liman. Limanın iki yanında güzel çay bahçeleri var. Manzara harika. Karaalioğlu Parkı da çok güzel. Hem palmiyelerin, çamların, selvilerin gölgesi altında oturmak mümkün, hem de deniz göz alabildiğine uzanıyor insanın önünde. Karşıda dağlar karlı karlı. Öyle heybetliler ki, önlerindeki binalar minicik kalıyor, oyuncak gibi.

İstanbul’a yumuşak bir geçişle dönüyorum yani.

Antalya’da karnımı doyurmak biraz mesele oldu. Her yer kebapçı görebildiğim. Etsiz bir yemek aramaktan bıkmış bir halde öylesine dolanırken, minik bir lokantanın (Kerasus Restaurant- 0242 248 23 66) tabelası dikkatimi çekti, nohut pilav gibi bir şeyler yazıyordu. İçeri girdim. Etsiz bir şeyler yemek istediğimi söyledim. Giresun’dan gelmiş bir karı koca işletiyor burayı. Bana özel olarak kiraz kavurması hazırladılar. Hiç duymadığım bir yemek. Çok değişik ve güzeldi. Bildiğimiz kiraz meyvesini kavurarak yapıyorlar bu yemeği, ancak onların kullandıkları sarı renkli kiraz anladığım. Meğer kirazın anavatanı Giresun’muş. Uzun uzun da sohbet ettik sahipleriyle, Giresun’a ilişkin, Türkiye meselelerine ilişkin. Ertesi gün için de beni karayemiş (taflan) kavurması yemeye davet ettiler. Gittim, o da lezzetli bir yemekti. Ne yiyeceğim diye dolanırken, karşıma ne güzel hediyeler çıktı. Lokantanın sahibi Tuncay Bey’in eşi bana bir de 207 çeşit turşusu olan Yeşil Fıçı Turşucu Restaurant diye bir yer önerdi. Dedeman yolundaymış. Ama oraya gidecek fırsatım olmadı.

Döndükten sonra

Şimdi geriye dönüp de baktığımda, neyi farklı yapmak isterdim?

Sanırım çok daha fazla gündoğumunda kalkmayı ve güneşin doğuşunu seyretmeyi isterdim.

Zihnimin yürüme hevesini duyar ama bedenimin dinlenme ihtiyacını da karşılayacak fırsatlar yaratırdım. Daha çok dururdum yani. Daha çok seyrederdim.

Bilinmeyen korkusu geldiğinde, bu korkuyla şefkatle otururdum. Hiçbir şey yapmadan, öylece, şefkat ve sevgiyle otururdum yanında.

Daha da bir şey yok, dahası can sağlığı.

Bir de daha sonra DAG’ın eğitimlerinde öğrendiğim teknik birkaç uygulamayı farklı yapardım.
* Yürümeye başlamadan 1-2 saat önce 200 gr kadar karbonhidrat ve protein almak uygun, dediler.
* Susuz kalmak (dehidre olmak) sonuçları tehlikeli olabilecek bir durum. O yüzden 30 dakikada bir 200 cc gibi su içmenin uygun olduğunu anlattı Ural eğitimde, buna dikkat ederdim.
* Beden saf suyu tutamıyor, elektrolitler bedenin suyu tutmasında önemli. Baharatlar, tuz, şeker elektrolit dengesini sağlıyor. Buna dikkat ederdim.
* Bir de “1.5-2 saatte bir büyük bir mola verebilirsiniz”, demişti Mustafa. “Aralarda da çok kısa süre durabilirsiniz.” Ancak çok sık büyük mola vermek kasları soğutacağı için uygun değilmiş. Ben daha ziyade mola vermeyerek diğer uca gitmişim.

Yaşama Teşekkür

Kate Clow’a şahsen de teşekkür edebilme fırsatım oldu, ama bir de mesaj yazdım döndükten sonra. Kendi olma cesaretini gösterdiği, hayalinin peşinden gittiği, onca sene sabırla emek verdiği ve bu süreçte karşılaşmış olabileceği engellere takılmadığı, hayalini eyleme geçirdiği için gönülden teşekkürüm var ona. Onun hayalini gerçekleştirmesi benim de hayalimi gerçekleştirmeme etki etti. Belki benim de hayalimi gerçekleştirmem, bu satırlara gözü değen içinizden birilerini de etkileyecek. Kimbilir.

Kate’in yanında bu yolu işaretlemiş olanlara ve işaretlerin bakımını yapanlara da teşekkür. Hatta kırmızı beyaz boyalı işaretlerin olmadığı yerlerde üst üste taşları koyarak yol gösteren nice meçhul kişilere de can-ı gönülden teşekkür. Bu sistem beni çok etkiledi. Tam bir ekip çalışması ve tamamen gönülden gelen bir eylem. Kimse o taşları kimin koyduğunu bilmeyecek, hatta belki kendisi de o yoldan bir daha geçmeyecek ama bu katkı ardından gelenlerin yolunu çok kolaylaştıracak. Ne harika bir bilinç. Üstelik bunu yapmak her zaman da kolay değil. Bazen işaret olmadığında bir sonraki işareti bulabilmek için epey yürümek gerekiyor. İşareti görebildiğin yerde bu taşlarla işareti yapmanın bir manası yok, o yüzden tüm o yolu geri yürüyüp, bir önceki işaretten rahatlıkla görülebilecek bir yere bu taşları dizmek gerekiyor. Tüm bu emeği gösterenlerin de kendi yaşam yollarında destekleri, kolaylıkları bol olsun.

Fotoğraf Rita Schumann'ın albümünden:

Garanti Bankası yolun sponsorluğunu yapmış. Şimdi de parkurların girişlerindeki tabelaların bakımı için sponsorluk yapıyormuş. Anladığım kadarıyla rehber Ersin Demirel bu tabelaların bakımını özenle yapıyormuş. Garanti Bankası’na da, Ersin Demirel’e de teşekkür. Gönül isterdi ki, Garanti Bankası işaretlemeler için de her yıl sponsor olsa. Zira işaretleri uzun süre aramak zorunda kaldığım yerleri yazdım, belki bir düzelten olur diye. Kate iki yılda bir kez gönüllülerle bakım yaptıklarını söyledi. Yolu en başta açmak çok önemli, ancak onu açık tutmak ve geliştirmek de bir o kadar önemli. Böyle bir çalışma ne kadar sponsorluk gerektirir ki? İlgilisine ulaşması dileğiyle.

Kültür Bakanlığı da Likya Yolu’nun ortaya çıkma ortağı anladığım kadarıyla. Araya seçimler girdi, teşekkür yazamadım daha. Türkiye’nin tanıtımı için çok güzel fırsatlardan biri. Bunu yalnızca yabancılara değil, Türkiye’de yaşayanlara da tanıtmak için çalışmalar yapılıyordur belki, daha da gelişir umarım.

Dönüşte yazıştığım Ersin Demirel 2000 yılında NTV desteğiyle yaptıkları Likya Yolu belgeselini gönderdi. 9 bölümde anlatmışlar yürüyüşü. Metinler, görüntüler, müzik harika. Seyrederken, yüreğim kabardı, genişledi, coştu yine. Emeği geçenlere çok teşekkür.

Kıvılcımı getiren ve yolculuğa birlikte başladığım Lale’ye, yolculuğumu İstanbul’dan gün gün takip eden Yasin’e, Ayşe’ye, Jale’ye, bilgi desteği için DAG grubuna, yol sırasında bilgi desteği için Kemal Bey’e, Özkan Bey’e, yol arkadaşlığı ve harika fotoğraflar için Rita’ya, yine derin sohbeti ve fotoğrafları için Itzik’e, yolda nice paylaşımlar yaşadığım fark ettiğim, fark etmediğim tüm varlıklara, bu satırları yüreklerini açarak okuyan herkese gönülden teşekkür.

Her son bir başlangıç

Hepimizin özgürlük yolunda cesaretimizin, azmimizin, desteğimizin, neşemizin bol olması dileğiyle…

17 yorum:

  1. Hilal Tüzüner4 Ekim 2007 18:09

    Hale'cigim, Likya Yolu notlarını bir solukta okudum. Uzun zamandır herhangi bir yazıyı bu kadar keyif alarak okumamıştım diyebilirim. Eline sağlık. Lütfen devam et. Burada yazanların birilerine ilham olmamasına imkan yok. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Hilalcim, senden haber almak ne güzel. Yazıları keyifle okuduğuna, bunu benimle de paylaştığına çok sevindim. Doğayla ve kendimizle derinden bağlantı kurmamızda bir katkım olursa, ne mutlu.
    Şimdilerde Hindistan, Burma, İngiltere inzivalarını yazıyorum, çok da keyifleniyorum yazarken. Tamamlayınca, bloga da koyacağım. Güzel bir fırsatta görüşmek dileği ve sevgiyle...

    YanıtlaSil
  3. Halecim,
    Bu aksam Likya Yolu gezinin notlarını okuyayım dedim. Daha once de okumak istemistim ama hep bi engel cikti, okumam gereken en dogru zaman bu zamanmis. Yazıların nasil iyi geldi bu calismanın üstüne anlatamam. Şimdiye kadar okudugum en guzel yazılardan biri hatta en guzeli. (abartmiyorum cunki hatırlamıyorum.) Bu kadar duru bir dille, bu kadar sevecen, bu kadar bilgece, bu kadar sade ama zengin tanimlar ve tasvirleri bir arda okumamistim. Gittigin yollari seninle bir kez daha yürüdüm adeta. Anlattıkların taa yüregime işledi ki hala yazarken gözyaşlarımı tutamıyorum. Farkındalık kavramı yaşamın içinden ancak bu kadar güzel anlatılır. Agacların sesini, yagmuru ve şimşekleri, denizin kokusunu, ciceklerin rengini, yolun yol gösterciligini ve mesakkatini, bi o kadar özgürlügünü yani doganın konusmasını dinledim sanki. Burnunu cıkaran foku, kusların kanatlarını, kaplumbagaların tak taklarını, yılanların, keçilerin ve köpeklerin seslerini duydum sanki. Köylü kadın ve erkeklerle konusurken gördüm seni sanki. Seninle susadım, acıktım, üşüdüm ve yoruldum. Elmayı elimde, çayı ağzımda hissettim. Mermerlerdeki saç modellerine ve mermer su yoluna hayretler ettim. Kumsallardaki ayak izlerinden biri de benim olsun istedim. Cesaretine ve kocaman yuregine hayran oldum. Resimleri cekenlerin de yüreklerine tesekkurler.
    Bana gösterdigin yollar icin, arkadasim oldugun için sana tesekkurler ediyorum ve sukrediyorum. Sevgilerimle kucaklıyorum.
    Asu

    not: Yoruma yazmak istedim ama beceremedim, benim icin koyabilir misin?
    Bu yazıları kitap haline getirip basmaya niyet etmelisin. Çünkü çok insanın işine yarayacak bence..

    YanıtlaSil
  4. sevgili Hale,
    sadece bir göz atmak için açmıştım blogunu, bırakamadım bir solukta okudum paylaşımlarını...
    tek kelimeyle muhteşem!
    ben Coelho'nun Hac kitabını hayal kırıklıgı ile yarım bırakmıştım, senin yazıların kesinlikle çok doyurucu,eglenceli,akışkan ve kalbe dokunuyor,resmen seninle yaşadım yolculugunu... Cesaretin,kendine ve evrene olan güvenin ve teslimiyetin önünde saygıyla egiliyorum. Seni tanımış olmaktan ve tekrar senden bir ses duymaktan çok mutlu oldum.Deneyimlerini,farkındalıklarını ve sevgini son derece samimi ve açıkyüreklilikle paylaştıgın için teşekkürler.İYİ Kİ VARSIN
    sevgiyle
    emel

    YanıtlaSil
  5. Her ikinize de çok teşekkürler... Okuyanlar olmasa, yazma yarım olur herhalde. Yorumlar da; emek verip, zaman harcadıklarımın katkıda bulunduğunu ya da bulunmadığını bilme fırsatı sağlıyor, dolayısıyla da değişip, dönüşmeme katkıda bulunuyor. Birlikte dans ediyoruz yani :))Böyle bir ortamda tekrar buluşmak da ayrı bir güzellik. Sevgiyle kucaklıyorum.

    YanıtlaSil
  6. Hale'cim,
    Ve işte nihayet bu güzelim yazılarını okumayı bitirebildim. Çok heyecanla başlamıştım ancak biliyorsun araya işler girince okuyamamıştım, aklım burada kalarak. Canım arkadaşım, yürüdüğü yollar için ayaklarına, bu yolculuğu bize taşıdığı için de gönlüne ve kalemine sağlık. Her bir satırı ve tabii o satırların aralarında da seni görerek, bütün yazıları heyecanla ve keyifle okudum baştan aşağı. Aslında şöyle de diyebilirim, "Ben de yürüdüm Likya Yolu'nu." Seninle yürüdüm-durdum, güldüm, yedim-içtim, düşündüm, buruldum, sevindim, korktum, dersler çıkardım, manzaralara doyamadım. Asude'cim gibi yani, bak O da oralardaymış:-) Hale'cim, yaşadığın tüm bu güzelliklerin içinde olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum ve sana hem bunun için hem de sen olduğun için teşekkür ediyorum. Ve kendin olmanı, hayalini gerçekleştirebilmeni ben de kutluyorum seninle birlikte.
    Sevgiyle
    Ayşe

    YanıtlaSil
  7. Ayşe'cim (bu yorumların formatında soyadı olmadığı için, karine ile çıkarıyorum kimlikleri gerçi ama, sen Ali'nin annesi Ayşesin, değil mi? :))))
    Çok teşekkürler paylaştıkların için, en uygun fırsatta da gerçeğini yapalım bu yürüyüşün. Var mı hevesi olan? 2008 Ilkbaharı gibi mesela, Nisan'da. Nasıl güzel olur :)

    YanıtlaSil
  8. Ayşe Arıca Elmalı21 Ekim 2007 23:14

    Evet evet benim Ali'nin annesi olan Ayşe:-) Şu güzel teklifini de kafa kafaya verip bir düşünelim derim, benim çok hevesim var bu yollarda yürümeye.

    YanıtlaSil
  9. Hale hanım!ANTALYA' ya ilk gelişinizde mekanımızda misafir etmek istiyoruz.Umarım mutlu olursunuz..Selam ve sevgiler.YEŞİL FIÇI TURŞUCU RESTAURANT.Gülümser-Mustafa Hazar.telefonumuz 0242 3130305 gsm:0532 616 11 11

    YanıtlaSil
  10. Yolculuk anılarınızı neredeyse bi oturuşta okudum, içinde de yaşamakta kendimi yalnız hissetiğim pek çok tanıdıkla karşılaştım, belirsizliğin tedirginliği ve hayatın mesajlarını, göz kırpmalarını okumaya çalışmak gibi, belkide bu durumlar çoğu insan için birer meseledir de onlar bundan yüzçevirmişlerdir..

    Gerek yürüşünüz gerekse ona ilişkin anlatınız benim için heyecan ve ilham vericiydi.

    Sağlıcakla kalın...

    YanıtlaSil
  11. kerasus restaurant4 Aralık 2007 21:50

    evet selam olsun hale hanıma.......

    sizden haberdar olmak o nefis sohbetten sonra ne güzel...
    sizin gibi insanlar anadoluyu dolaştıkça anadoludan birilerinin haberi olacaktır...
    kaleminize sağlık..

    sizin selamınızla KERASUS restauranta gelen herkes bizim onur konuğumuzdur

    YanıtlaSil
  12. Sevgili Hale ellerine saglik, yasadiklarin gercekten önemli ve benim icinde yararli derslerle doluydu. Bazen hissedip dile getiremedigim yada benzer durumlarda kaldigim ama cözüm üretemedigim yerlerde güzel ögütler olustu kafamda, cani gönülden tesekkürler.

    Hakan

    YanıtlaSil
  13. Sevgili Gülümser - Mustafa Hazar,
    Davetiniz için çok teşekkürler. Sizden mesaj okumak tam bir sürpriz oldu benim için. Yazılanların nerelere ulaştığını tahmin bile edemediğimi gördüm. Bir gün methini duyduğum yemeklerinizi tatmak dileğiyle...

    Sevgili Kerasus
    Sürprizler ardı ardına... Sizlere de çok teşekkürler. Yeni bir macera sonrasında görüşmek, memleket meselelerini konuşmak ve yeni tatlar denemek dileğiyle...

    Sevgili Can
    Yazıların sizdeki etkilerini paylaştığınız için teşekkürler... Benzer durumlardan geçtiğimizi bilmek hem rahatlatıcı, hem de "Bir tek ben değilmişim" farkındalığının yaşamdaki olaylara tepkimizi, yorumlarımızı daha farklı bir perspektife koymak ve gerçek boyutuna yaklaştırmak açısından çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Yeni katkılarınızı merakla bekliyorum.

    Sevgili Hakan,
    Bu vesile ile senden haber almak ne mutlu... Teşvikin için çok teşekkürler... Yine farklı renklerde kalemlerle yazmışım, değil mi? Ama özünde hepimiz aynı yollardan geçiyoruz, yok birbirimizden pek farkımız :))) Yürekten sevgi ve selamlar...

    YanıtlaSil
  14. Ben de Sizler gibi, sulu yemek lokantasi aramistim. Her taraf KEBAPCI, et de et olsa bari. En sonunda Antalya Stadyomuna bakan, cadde uzerinde, SUPERRRRRR corba ve yemek yapan bir lokanta buldum. Ickisiz oldugu icin, hergun "doldur-bosalt" seklinde calisiyordu.Buz gibi Finlandiya dan en sicak sevgilerimle
    "AMATOR BALIKCI-FAKO"

    YanıtlaSil
  15. AAAAAAAA! ben de Mustafa HAZAR´in adres ve tlf numaralarini ariyordum. 2010 Subat ayinda Antalya ya, "AMATÖR BALIKCILIK" ile ilgili olarak, misafirlige gitmistim Finlandiya dan.Mustafa bey de, ayni "FORUMDAN" yazisiyorduk."YESILFICI" lokantasindaki "EV YEMEKLERI" ziyadesiyle memnun etmisti.O gun aksami arkadaslar ile toplanmistik lokantasinda.Muthis tadimlik sicak yemek ve HERTURLU tursu girtlagimi ve migdemi "BUYULEMISTI" Saygilarimla

    YanıtlaSil
  16. Ne güzel bir macera olmuş. Tebrikler :)

    YanıtlaSil
  17. Sevgili Fako
    Guzellikleri kesfedebilmek, paylasabilmek cok hos... Daha nice guzellikler acilsin onumuzde...

    Sevgili Marti
    Tesekkurler... Bu macera simdi sanki baska bir omurde yasanmis gibi... Umarim 2011 de doganin içinde yeni bir macera getirmistir beraberinde...

    YanıtlaSil