27 Haziran 2008 Cuma

26 Haziran 2008 Perşembe

Bütünü Etkiliyoruz- 5

Nereden başlasak? Birlik bilinci nasıl gelişir?

Bu bilinci geliştirmek için, nereden başlasak?

Neredeysek oradan başlasak nasıl olur? Günlük yaşamda yaptığımız her bir seçimin başka varlıkları nasıl etkilediğini gözlemlemeye çalışmak iyi bir başlangıç olabilir. Ve de kimin kararları, eylemleri beni etkiliyor. Çok çok büyük bir bölümünü göremeyeceğiz ama tahmin edebiliriz.

Farkındalığım yettiğince kendi yaşamıma baktığımda, kararlarımı alırken, bazı zamanlarda bütünü göz önüne almadığımı fark ettim. Televizyonda kanaldan kanala atlayıp, iki saati geçirirken, aslında o anda ne gerçekten ihtiyacım olanı yaptığımı, ne de bütünü düşündüğümü fark ettim. Gerçekten ihtiyacım olan belki dinlenmek, rahatlamak, kafamı meşgul eden bir konuyla arama mesafe koymaktı, ama televizyona bakmak bazen beni daha da yoruyordu. Bazen de orada geçmiş iki saatte yapılabilecek ve beni sonunda neşelendirecek işleri de yapamamış halde oluyordum.

Kimi zaman bilinçli seçimlerden ziyade, iç koşullanmalarımın, toplumun koşullanmalarının rüzgarıyla savrulduğumu görüyorum, yaşam fark etmeden geçip gidiyor. Bundan böyle her adımımda kendimin ve de başkalarının yaşamına katkıda bulunmak istiyorum. Bunun için kendimin ve benim de içinde olduğum çevrenin, bütünün ihtiyaçlarıyla bağlantıda olmak istiyorum.”

Bu niyet bizi aynı zamanda iç özgürlüğe de götüren yol olabilir… İç özgürlük, huzur, mutluluk, dünyada cennet…

25 Haziran 2008 Çarşamba

Bütünü Etkiliyoruz- 4

Fark yaratmak, ama ne yöne doğru?

Nefes alıp verdiğimizde, yemek yediğimizde, hareket ettiğimizde, ağzımızı açıp da bir söz söylediğimizde, oflayıp pufladığımızda, hediye aldığımızda, gülümsediğimizde, bağırdığımızda sürekli, her an etkileşim var. Hem etkiliyoruz, hem de etkileniyoruz. Bu konuda seçim şansımız yok ama nasıl etkilediğimizi seçme fırsatımız var. Fark yaratıyoruz ama ne yöne doğru etkimiz oluyor? Bilinçli yaşamak dedikleri bunun bilincinde olarak yaşamak mı acaba?

Üniversite yıllarında varoluşçu felsefeye ilişkin biraz okumuştum. O okumalardan bende kalan ve sanırım derin izler bırakıp, yolumu tayin eden bir söz var: Eğer o zaman yanlış anlamadıysam, “Seçim yaparken, dünyadaki herkes benimle aynı seçimi yapsaydı, dünya nasıl olurdu, onu düşünün” diyorlardı. Burada söylenmek istenen, herkes yalnızca buğday ekseydi, öğretmen olsaydı değil, değerlere ilişkin seçimler anladığım kadarıyla. Çöpümü yere atmayı seçiyorsam, herkes yere atsaydı ne olurdu? Herkes yalnızca ihtiyacı oranında alışveriş yapsaydı ne olurdu? Herkes gereksiz ışıkları açık bıraksaydı ne olurdu? Herkes sigara içseydi ne olurdu? Herkes birbiriyle dayanışsaydı nasıl olurdu?

Elbette seçim yaparken, göz önüne alabileceğimiz pek çok ölçüt olabilir, pek çok farklı yöntemden yararlanabiliriz. Aklımızı ya da sezgimizi dinleyebiliriz.

Yaptığım seçimlerin bütünün iyiliğine, güzelliğine olmasını diliyorum. Başka birisine zarar verdiğimde de, katkıda bulunduğumda da, aslında biliyorum kendime de aynısını yapıyorum. Atalar yine biliyor: “kişi ne yaparsa, kendine yapar.” Aynı gemideyiz çünkü…

Ancak aynı zamanda şunu da biliyorum, kendime nasıl davranıyorsam, çevreme de öyle davranıyorum. Özen her yöne, herkese, her varlığa…


Devamı: Nereden başlasak? Birlik bilinci nasıl gelişir?

24 Haziran 2008 Salı

Bütünü Etkiliyoruz- 3

dogmacatma- www.flickr.com


Her an bütünü etkiliyoruz ve fark yaratıyoruz…

Aynı bazı geceler gökyüzüne yıldızlara baktığımda kendimi mini minnacık hissettiğim gibi, bu düzenin içinde de mini minnacık hissediyorum. Ancak aynı zamanda da etkili ve fark yaratan.

Üstelik “hayır, ben bütünü etkilemek falan istemiyorum” diye bir seçeneğimiz de YOK. Varlığımız yetiyor :)

Derin Ekoloji ekolünden Joanna Macy’nin bir egzersizini duymuştum, çok beğenmiştim. Sizinle paylaşmak istiyorum. Önce farklı bir yerde okuduğum bir bilgiyi yazayım:
“Her gün dünyadaki her bir insanın 16,000 ile 20,000 akciğer dolusu hava soluduğu tahmin edilmektedir. Bu büyük miktarlardaki hava, değişik hava koşullarıyla sürekli olarak dünyayı dolaşmaktadır. Birkaç hafta içinde dünyadaki her bir birey nefes alıp verirken, en az 1015 atom solumaktadır. Bu alışveriş tüm biyosferde sürmekte, dünyadaki her bir bitki ve ağaç bizim kullanılmış karbondioksitimizi solumakta ve yapraklarından yaşamı destekleyen oksijen salıvermektedirler. (The Quest, Findhorn Yayınları, s. 183)”

Egzersiz de şu: evde saksı çiçeğiniz varsa, onun yanına gidin ya da dışarıda bir parka giderseniz, boyunuza yakın bir bitki seçin. Aranızda bir karış ya da iki karış mesafe bırakın. Ve soluk alıp verin, daha doğrusu dikkatinizi nefesinize verin. Dilerseniz, gözlerinizi kapatabilirsiniz. Nefes alırken, bitkiden gelen oksijeni düşünün, nefes verirken de, sizden giden karbondioksiti. Aranızdaki bağlantıyı ve birbirinizle dayanışmayı fark edin. Bu kadar yaşamsal olarak birbirimizle bağlı olduğumuz diğer varlıkları hatırlayın.

Harika bir farkındalık yolu. Ben yaptığımda müthiş bir şefkat duygusu da geldi içime. Birlikte oluşu hissettim. Yalnızlık duygusu başka bir şey ama gerçekte hiç yalnız değiliz. Yalnız olmamıza da imkan yok. Yaşamın doğası böyle.




Devamı: Fark yaratmak ama ne yöne doğru?

20 Haziran 2008 Cuma

Bütünü Etkiliyoruz- 2

shesnuckinfuts- www.flickr.com


Her olanın bir etki gücü var… Her an yaşam, olan ile şekilleniyor…

Bazı eylem ya da eylemsizliğimizin küçücük etkisi oluyor, kiminin büyük. Üstelik eylem diyorum ama her duygumuzun, düşüncemizin, niyetimizin, ruh halimizin, yani olan’ın bir etkisi var. Aslında hiçbir zaman da bunların gerçek etki alanını ve etki gücünü bilmiyoruz.

Evde telefonunuzu unuttuğunuzu hatırladığınızda, dönüp bunu almaya karar vermeniz ile yola devam etmeniz arasındaki farkı hiçbir zaman bilmiyoruz. Bu benim başıma geldi ve ben dönüp telefonu aldım, bir arkadaşım aradı, onunla konuşurken dolmuşu kaçırdım. Bir sonraki dolmuşla iskeleye indim, para çekmek için bankamatiğe doğru yürürken, bankamatiğin önünde bir adamın bir kadına bir şey söylediğini gördüm. Kadın koşarak vapur turnikelerine gitti, adam da oradan ayrıldı. Bankamatiğe kredi kartımı koydum ve makine kartımı yedi. Benim arkamdan gelene durumu söyledim, döndü gitti. Bildirmek için, telefonda dakikalar geçirdim. Geç kaldım. Para çekemediğim için, taksiye binemedim. Gitmekte olduğum yere de elim boş gittim ve epey geç kaldım. Eve geri dönmeseydim, senaryo bambaşka olacaktı hem benim için, hem başkaları için (telefon eden arkadaşım, geri dönerken belki ezdiğim karınca, ilk dolmuşun içindekiler, sonraki dolmuşun içindekiler, bankamatiğin önündekiler, binemediğim taksinin şoförü, geç kaldığım için arada kimbilir kimleri, neleri etkilemiş arkadaşım, artık siz hayal edin). Sliding Doors diye bir film vardı, bunu çok güzel anlatan. Her gün binlercesini yaşıyoruz, ancak filmdeki gibi olmuyor günlük yaşamda. Hiçbir zaman diğer seçeneği bilmiyoruz.

Bu örneği değiştirelim, çocuğumuza bağırıp bağırmama, cam şişeyi geridönüşüm kutusuna atma atmama, fabrikamızın bacasına filtre takıp takmama, bir ağaç ekme ekmeme, bir şikayet mektubu yazma yazmama, görmeyen birine kitap okuma okumama, bir köy okuluna kitap gönderme göndermeme, annemizle sevecen konuşma konuşmama, bir derneğe katılma katılmama, bir kitabı okuma okumama, ne bileyim, her gün yaptığımız binlerce seçim… Diğer seçimin sonuçları ne olurdu acaba?

Ne ilginç bir düzen değil mi?

Devamı: Fark yaratıyoruz

19 Haziran 2008 Perşembe

Bütünü Etkiliyoruz- 1


Kaç senedir içimde bir proje var. 2007 Eylül’ünde üzerinde hafiften çalışmaya başladım. Hatta arkadaşım Yasin’in yoğun desteği ve teşviki ile bir web sayfası bile hazırladık. Ancak yaşamın tabağıma nezaketle koydukları ile daha önceden kendi isteğimle tabağıma aldıklarım arasında gezinip duruyorum aylardır. Bazı konular gerilerde kalıyor ister istemez. O kadar istediğim halde blog yazılarını bile yazamaz oluyorum nice gün. “Katkım Olsun” projesi de bu geride kalmış konulardan.

Web sitesine koymak üzere ta ne zaman yazmış olduğum ancak koymaya bir türlü vakit ve mecal bulamadığım bir yazı var. Nasıl içimden geldi buraya yazmak. Son birkaç gün Şiddetsiz İletişim ile ilgili bir eğitimdeydim ve bu yazıyı yine hücrelerimde hissettim. Sizlerle de paylaşmak istiyorum tam şimdi. Virgülüne dokunmadan koyacağım. Umarım havada kalmaz, bir anlam ifade eder.

Keess- www.flickr.com


NE YAPARSAK YAPALIM YA DA YAPMAZSAK YAPMAYALIM, BÜTÜNÜ ETKİLİYORUZ…

Bu “Katkım Olsun” fikrinin çıkış kaynaklarından biri, hepimizin her koşulda bütüne katkıda bulunabileceğimize ilişkin inancımdı.

Geniş bir ağın parçasıyız…

Şu ana kadar ki yaşamımda gördüğüm o ki, biz çok geniş bir ağın parçasıyız. Ve her birimiz bu ağın içindeyiz, dışında olan yok. Kuantum fiziği kimbilir nasıl güzel anlatıyor bu olguyu, benimki gözlemden çıkan en basit hali herhalde…

Bütün ya da ağ dediğimizde işin içine ailemiz, arkadaşlarımız, evimiz, arabamız, iş yerimizdeki kişiler, sokakta karşılaştığımız kişiler, alışverişte seçtiğimiz ürünü üretenler, satanlar, yediklerimizi üretenler, giydiklerimizi üretenler, satanlar, ulaşımımızı sağlayanlar, tüm insanlar, tüm bitkiler, tüm hayvanlar, tüm bakteriler, su, toprak, tüm mineraller, fark ettiğimiz, fark etmediğimiz, hatta gördüğümüz görmediğimiz tüm varlıklar giriyor.

Ağdaki her hareket, tüm ağı etkiliyor…

Bu ağ benim gözümde birkaç sene önce çocuklarla yaptığımız bir oyundaki haliyle canlanıyor şu an… Temmuz 2004’te Buğday Derneği’nden Bora Sarı ile çocuklar için bir ekoloji atölyesi hazırlamıştık. Orada çocuklara besin zincirini ve birbirimizi nasıl etkilediğimizi göstermek için, bir oyun bulmuştuk. Sharing Nature with Children kitabından uyarladığımız “Hepimiz Birbirimize Bağlıyız” oyununda önce daire olundu. Herkes besin zincirine göre bitki, hayvan, su, hava, toprak oldu. Ortada bir yumak yün vardı. Biri yumağı aldı, ipin ucunu tutarak, yumağı kendisini yiyen hayvana attı. Bu, herkes için tekrarlandı. Böylece herkes ipi tutuyordu, dairenin ortası oraya buraya giden iple örülmüş gibiydi. Sonra dışarıdan biz girdik ve suya atılan zararlı kimyasallar olduk ve su’yu omuzlarından yere doğru ittik. Su olan çocuk çömeldi. Doğal olarak ip de gerildi. O kadar çok çocuk olmasına rağmen, gerginliği hissetmeyen kimse olmadı.

Bütünü etkilediğimizi teorik olarak ve yaşamda bilmeme rağmen, bu resim gözlerimin önünden gitmiyor. Artık siz genişletin, kelebek etkisi mi dersiniz, domino taşlarından benzer bir görüntü mü oluşturursunuz gözünüzün önünde bilmem, ama bu ağın bir parçası olduğumuzu düşünmek yaşama bakışımızı ve yaşamdaki duruşumuzu şekillendirecek bir etkiye sahip.

Çünkü yaptığımız her şey ya da yapmadığımız her şey, aldığımız her karar bütünü etkiliyor.

Devamı: Her olanın bir etki gücü var...






9 Haziran 2008 Pazartesi

Yola Işık Tutan Sözler: Küçük Adımlar

Don-Lalel www.flickr.com




Hedefe giden küçük adımları göremeyen kişi
kat ettiği yolun farkında olmayabilir.



Kaynağını kaydetmemişim.

4 Haziran 2008 Çarşamba

Muzip gün...

Yıllardır meditasyon yapıyoruz, inzivalara gidiyoruz...


Zihnimize baka baka bir hal olduk...


Hindistan'da bir adam işin kolayını bulmuş. Tutmuş bir maymun zihnini gözlemesi için, işi bitirmiş :)))



1997'de Hindistan'da aldığım bir kartpostal

3 Haziran 2008 Salı

Yola Işık Tutan Sözler- Değişim...

Lavanta Tarlası- Bote_J - www.flickr.com



Kendi başarısızlıklarından nefret edenler, bunları düzeltemeyeceklerdir;
bütün faydalı düzeltmeler sakin ve huzurlu bir zihinden gelecektir.


St. Fraces de Sales




2 Haziran 2008 Pazartesi

Açık uçlar...

Tamamlamayla ilgili yazınca hemen açık uçlarla ilgili de yazasım geldi.

Epey bir zaman önce açık uçlu bıraktığım, saçaklı bıraktığım pek çok şeyin enerjimi düşürdüğünü fark ettim. Açık uçlu neyi bıraktımsa, günlük yaşamda bunları düşündüğümü fark etmiyorum genellikle, ancak zihnimi dikkatli izleyince, sessiz düşüncelerle sürekli zihnime akınlar düzenlediklerini gördüm. Diyelim eve aldığım suyun firmasını değiştirmeye karar mı verdim, bunu yapana kadar gün içinde onlarca kez bu konu aklıma geliyor ve enerji harcıyorum fark etmeden. Bir yerde su bayi görüyorum, su kelimesini okuyorum, masada su şişesindeki ismi okuyorum, hep düşünce ürüyor. Seçici algı sebebiyle de bu konuyla ilgili yazılar, dükkanlar dikkatimi çekiyor ve düşünce yaratıyor. Her düşünce enerji harcıyor. Açık bırakılmış bir musluk gibi, boşa akıyor enerji. Ancak bu o kadar gizli, sessiz sedasız oluyor ki, günlük yaşamın içinde dikkatli değilsem fark etmeyebiliyorum. Suyla ilgili örnek pek de acil ve önemli olmayan bir örnek, ancak yaşamımızdaki onlarca konuyu düşünürsek, ne kadar çok enerji kaybettiğimizi görebiliriz.

Arkadaşım Arzu Kutan’ın önerdiği ve bana okuma imkanı verdiği bir kitapta (Take Time for Your Life, Cheryl Richardson, Broadway Books) okumuştum:

Cheryl, genellikle enerji seviyemizin yaptıklarımızla ilgili olduğunu düşündüğümüzü yazmış. Yani stresli bir durumda enerji harcarız, tükenmiş hissederiz. Sağlıklı bir yemek yeriz, enerjimiz artar gibi. Oysa yapmadıklarımızın da enerji kullandığını hatırlatmış Cheryl. Zihinsel, duygusal enerji kullanıyoruz. Yapılacaklar listesindeki nice ertelenen iş, suçluluk hissetmemize ya da dikkatimizin dağılmasına neden olmuyor mu?

Kitapta bu enerji bağlantısı çok güzel anlatılmış. Anatomy of the Spirit adında başka bir kitaptan alıntı yapılmış ve “insan enerji sisteminde, çevremizle bireysel etkileşimimiz sembolik olarak elektromanyetik bağlantılara benzetilebilir. Bu bağlantılar bedenimizden geçer ve dışımızdaki eşyalara ve insanlara bizi bağlar. Bu sistem üzerinden çevremizdeki her şeyle sürekli iletişim halinde oluruz.” demiş. Bedeninizden yaşamınızdaki tamamlanmamış her şeye uzanan enerji kabloları olduğunu hayal edin demiş Cheryl, bu kabloların sizden geçmişinize (tamamlanmış ya da çözümlenmemiş ne varsa) ve geleceğinize (endişelendiğiniz ne varsa) uzandığını düşünün. Bu enerji kabloları sizin yaşam enerjinizden enerji almakta. Şu an yaşamınızda en çok yapmak istediğiniz şeyleri yapmak için ne kadar enerjiniz kalıyor geriye?

Cheryl, kendi ifadesiyle yine sadeleşme üzerine yazmış. Bu kabloları nasıl günlük yaşamımıza, şimdiye getirebileceğimizi, yaşamda gerçekten önem verdiklerimize nasıl daha fazla enerji aktarabileceğimizin yollarını paylaşmış. Bir de uzun liste vermiş, “bakın bakalım ilişkilerde, çevrede, bedende, zihinde ve ruhta, işte ve parasal konularda nerelerde enerji kaçırıyorsunuz” diye.

Bizler de kendi listelerimizi yapabiliriz:

Ertelediğim neler var?
Evde tamir bekleyenlerden, ziyaret edilecek akrabalara, alınacak hediyelere, verilecek banka talimatlarına, alınacak dişçi, doktor randevularına, yaptırılacak tahlillere, bakılıp, atılacak kağıtlara, cevaplanacak e-postalara, öğrenilecek becerilere, yarım bırakılmış ve hala okumayı düşündüğümüz kitaplara, affedilecek kişilere, serbest bırakılıp, yüzleşilecek duygulara, yapılacak bütçelere, alınacak bazı önlemlere kadar neler var ertelediğimiz?

Bir liste yapmakta yarar var, bari aklımızdan çıksın, kağıda aksın. Cheryl, en önemli 10 taneyi seçin ve üzerinde çalışın diyor. Onun önerisi ya yapın, ya başkasına yaptırın, ya da atın, bırakın. Kitapta güzel uygulamalar var.

“Yaşamını Ertelemeyin” (Susan Roberts, Mavi Yayınları) adlı kitapta ise, çok güzel sorular var ertelemenin mekanizmasını daha detaylı görebilmek için.
Mesela diyor ki:
“Bu işe başlamak için hangi olayın veya hissin gerekli olduğunu düşünüyorum?
Neden ilk önce bu olayın veya hissin gerçekleşmesi gerekiyor?
Peki bu olay veya hisler hiç gerçekleşmezse, bu işi nasıl yaparım?”

Kendime bu soruları sorduğumda içte işleyen bir mekanizma gördüm ve içimden yoğun bir şefkat yayıldı. Ertelediğim bir iş için enerjimin yüksek olmasını ve derinden bağlantı kurmayı bekliyormuşum. Ne harika bir istek, ne kadar insanca. Oysa o işi zamanında yapmıyorum diye kendimi ne çok dövmüşlüğüm var. Bu isteği görünce, içim yumuşadı, gevşedim, şefkat kapladı iç dünyamı. Böyle bir ortamda çözümü ya da alternatif yolları görmek çok daha kolay.

Kitapta bana farkındalık getiren nice soru var. Mesela:
“Bu işin sonucunda ne bekliyorum?
Mükemmel olmasa da çabamı nasıl takdir edebilirim?
Bu konunun sonuçlarını bir yargılama değil, öğrenme süreci olarak nasıl görebilirim?”

“Geçmişte ne gibi engeller işimi tamamlamaktan beni alıkoydu?
Bu engelleri nasıl ortadan kaldırabilirim?”

“Bu işi bitirmenin olumlu yanları ne?” gibi nice soru var. Üşenmedim konuyla ilgili tüm soruları yazılı olarak yanıtladım.

Güzel sorular insanın farkındalığını çok artırabiliyor. Sanki “bak burada da bir oda var, içinde ne olduğunu biliyor musun?” diyor sorular, ben de merakla odaya girip, içeride ne var ne yok keşfediyorum. Keşfettikçe de zenginleşiyorum sanki, olumsuz diye algıladıklarımın gerçek yüzlerini görüyorum sanki, yaşama dokunduğumu hissediyor, şefkat ve sevgiyle doluyorum.


Çifte kazanç gibi; hem yaşama dokunmanın getirdiği enerji, hem ertelenenleri, açık uçluları tamamlamanın enerji tasarrufu.

Sizde de açık kalmış musluklar var mı? Bedeninizden nice kablo çıkıyor ve boş yere enerji akıyor mu?