1 Temmuz 2009 Çarşamba

"Değerini Bilmek"...


Dün internetten bir hikaye gelmiş... Okuyunca, "Ah" dedim... Hikayenin her iki tarafında da bulunmuş, bulunmakta olan kişi olarak... Yani hem bakkal, hem semerci, hem de elinde mücevher tutan biri olarak... Hepimiz gibi yani... Kendi hesabıma alacağım dersler var bu hikayeden, sizlerle de paylaşayım istedim. Belki okumayanınız vardır henüz...


"DEĞERİNİ BİLMEK

Vaktiyle ergin bir şeyh, yıllarca yanında yetiştirdiği müridini imtihan etmek ister. Onun eline iri bir pırlanta verip: “Oğlum” der “Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster. Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.”

Mürit elinde pırlanta bir bakkal dükkanına girer ve “Şunu alır mısınız?” diye sorar... Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği mücevheri alır; elinde evirir çevirir; sonra: “Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın” der. Mürit teşekkür edip çıkar. Bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği mücevhere ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü olarak semerciye gidir: Buna ne verirsiniz?” diye sorar Semerci şöyle bir bakar, “Bu der “benim semerlere iyi süs olur. Bundan “kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna bir on lira veririm.”

Mürit en son olarak kuyumcuya gider. Kuyumcu mücevheri görünce yerinden fırlar. “Bu kadar büyük pırlantıya nereden buldun?” diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. “Buna kaç lira istiyorsun?” Mürit sorar: Siz ne veriyorsunuz?” “Ne istiyorsan veririm.” Mürit, “Hayır veremem.” diye taşı almak için uzanınca kuyumcu yalvarmaya başlar: Ne olur bunu bana sat. Dükkânımı, evimi, hatta arsalarımı vereyim.” Mürit emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

Şeyhinin yanına dönen mürit büyük bir şaşkınlık içinde macerasını anlatır. Şeyh sorar: “Bundan ne anladın?” Müridin verdiği cevap çok doğrudur: “Bir şey ancak değerini bilenin yanında kıymetlidir.” Şeyh ilave eder: “İşte oğlum sen de, sana verdiklerimi, bildirdiklerimi ve öğrettiklerimi onun kıymetini bilmeyenlere verme. Eğer bir kimseye mutlaka vermek istiyorsan, önce vereceklerinin kıymetini tanıt, onlara saygıyı öğret, sonra ver.” Niceleri vardır ki, nadide güllerden meydana gelen şahâne gül bahçesini, dikenli otlardan meydana gelmiş otlar sanır da çiğner geçerler."

(Kaynağını bilmiyorum, internetten geldiği için)


Önümüze gelen mücevherlerin kıymetini bilebilmemiz ve başkalarıyla da karşılıklı paylaşabilmemiz, kutlayabilmemiz dileğiyle...


2 yorum:

  1. Çok zamanlı bir yazıydı Halecim. Bir toplantıdan geldim, blogunu açtım ve bu kadar mı tesadüf olur dedirttin bana.


    Sevgiyle kal

    Deniz

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Halecim,

    Uzun zaman oldu, seni ozledim. Umarim en kisa zamanda gorusme firsatimiz olur. Bugun google'da "kendi değerini bilmek" ile ilgili arastirma yaparken senin yazina rastladim, bir solukta okudum. Ve ne kadar anlamli ve değerli geldi yazin. Tesekkur etmek istedim. İyi ki varsin.

    Sevgiler
    Gokce

    YanıtlaSil